Önce soru: Neyi devrediyoruz?
Tasfiye edilen bir yatırım fonunda yatırımcının elindeki şey iki farklı biçimde düşünülebilir. Birincisi, fon katılma payının kendisidir. İkincisi, tasfiye sonunda fon malvarlığından payı oranında ödeme alma hakkıdır. Günlük hayatta ikisi birbirine karıştırılır, ama hukuken ayrı sorulardır.
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 52. maddesinin birinci fıkrasına göre yatırım fonu, portföy yönetim şirketi tarafından fon iç tüzüğü ile kurulan ve tüzel kişiliği bulunmayan bir mal varlığıdır. Yatırımcı bu malvarlığı üzerinde katılma payı sahibidir. Tasfiye başladığında ise Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği'nin (III-52.1) 28. maddesinin ikinci fıkrası gereği fon malvarlığı iç tüzük ve izahnamedeki ilkelere göre tasfiye edilir, bakiye payları oranında katılma payı sahiplerine dağıtılır. Aynı fıkra, tasfiye anından itibaren hiçbir katılma payının ihraç edilemeyeceğini ve geri alınamayacağını söyler.
Bu yüzden tasfiye başladıktan sonra yatırımcı payını fona geri satarak çıkış yapamaz. Elinde kalan, tasfiye bakiyesinden payı oranında alacaklı olma durumudur. Bu yazı o alacağın üçüncü bir kişiye devredilip devredilemeyeceğini, devrin nasıl yapılması gerektiğini ve nelere dikkat edilmesi gerektiğini genel çerçevede anlatır. Dönem dönem yapılan ödeme, pay başına hesap ve saklayıcı banka süreci sitedeki öteki fon yazılarında ele alındığı için burada tekrarlanmıyor.
Devir sorusu üç sonuca bağlanır. Devir geçerli mi, devralan borçluya karşı hak talep edebilir mi ve devralan parayı gerçekten tahsil edebilir mi. İlki hukuki geçerlilik, ikincisi borçluya karşı etki, üçüncüsü ise fiilî tahsil sorunudur. Bir devir sözleşmesi geçerli olabilir ve yine de ödeme bir süre devredenin hesabına gidebilir. Bu ayrımı baştan görmek, ileride doğabilecek anlaşmazlıkların çoğunu önler. Ayrıca fon tasfiyesinin sonuçlanma süresi belli olmadığı için devralan uzun süre bekleyebilir; bu süre boyunca para değer kaybına uğrayabilir.
Alacağın devri kuralı: TBK m.183
Türk Borçlar Kanunu'nun 183. maddesinin birinci fıkrasına göre kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Temel kural serbestliktir. Yasak ya da sınırlama bulunuyorsa istisna olarak ortaya çıkar.
Tasfiye bakiyesinden alacak hakkı bakımından üç soru sorulur. Kanunda devri yasaklayan bir hüküm var mı, fon iç tüzüğü ya da izahnamede devri engelleyen bir şart var mı, alacak kişiye sıkı biçimde bağlı mı. Kanunda doğrudan bu alacağın devrini yasaklayan bir hüküm bulduğumu söyleyemem. 6362 sayılı Kanun'un 53. maddesinin üçüncü fıkrası ise tasfiyede yalnızca katılma payı sahiplerine ödeme yapılabileceğini düzenler. Bu hüküm, borçlu tarafın yani tasfiyeyi yürütenin kime ödeme yapacağı bakımından önemlidir. Devredilen alacağın nasıl kayıtlara yansıyacağı, yani devralanın kayıt sisteminde pay sahibi olarak görünüp görünmeyeceği ayrıca incelenmesi gereken bir uygulama sorusudur ve ilgili kuruluşların kendi kayıt kurallarına bağlıdır. İç tüzük ve izahname hükümleri her fon için ayrıca okunmalıdır.
İşin niteliği bakımından alacak para alacağıdır ve kişiye sıkı biçimde bağlı değildir. Bu yüzden genel kural olarak devre elverişli sayılır. Ama devredilen şey kesin tutarlı bir alacak değildir. Tutar, portföyün nakde çevrilme sonucuna, fonun borç ve masraflarına ve tasfiye süresine göre değişir. Belirsiz tutarlı alacağın devri mümkün olmakla birlikte belirlenebilirlik, yani hangi alacağın devredildiğinin açıkça anlaşılması gerekir. Bu nedenle devir metninde fonun adı, kodu, pay adedi ve devre konu hakkın kapsamı açık yazılmalıdır.
Devir yasağı konusunda bir uyarı daha gerekir. TBK m.183'ün ikinci fıkrası, borçlunun devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralan kişiye karşı devredilemeyeceği savunmasını ileri süremeyeceğini söyler. Fon hukukunda tasfiyeyi yürüten kurum borçlu gibi hareket ettiğinden, ondan alınacak yazılı bir bilgi ya da onay, devralanın güvenini koruyabilir. Bu yüzden devirden önce kurumdan pay adedi ve alacak durumu hakkında yazılı bilgi almak iyi bir uygulamadır.
Şekil: yazılı olmayan devir geçerli değildir
TBK m.184'e göre alacağın devrinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. Aynı maddenin ikinci fıkrası alacağın devri sözü vermenin şekle bağlı olmadığını belirtir. Yani birine alacağı devredeceğinizi söylemek serbesttir, ama devrin kendisi, yani tasarruf işlemi, yazılı yapılmadıkça geçerli olmaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.11.2022 tarihli, E.2022/851 K.2022/1557 sayılı kararında ve 07.02.2024 tarihli, E.2024/43 K.2024/76 sayılı kararında alacağın devrinin, alacaklı ile devralan arasında borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen, yazılı şekle bağlı bir tasarruf işlemi olduğu ifade edilmiştir. Bu kararlar fon payı alacağıyla ilgili değildir, alacağın devrine ilişkin genel ilkeyi gösterdiği için anılmaktadır.
Yazılı şekil için adi yazılı metin ve imza yeterlidir. Noter onayı kanunun aradığı bir koşul değildir. Pratikte ise noter düzenlemesi, tarih ve imza ihtilafını azaltmak ve borçluya bildirimi kolaylaştırmak açısından tercih edilebilir. Elektronik ortamda yapılan işlemlerde güvenli elektronik imza gibi hukuken yazılı şekle denk sayılan yöntemlerin kullanılması gerekir. Ekran görüntüsü ya da mesajlaşma yazışması tek başına güvenli bir devir belgesi sayılmamalıdır.
Devir sözleşmesi karşılıklı edimler içerebilir. Devralan bir bedel ödeyecekse bedelin tutarı, ödeme zamanı ve ödeme yapılmadığında sonuç sözleşmeye yazılmalıdır. Bedel ödemesi ile alacağın devri ayrı ayrı düzenlenirse hangisinin hangisine bağlı olduğu da açık olmalıdır.
Devir belgesinde asgari olarak şunlar yer almalıdır: tarafların kimlik bilgileri, devredilen alacağın dayanağı olan fon adı ve kodu, devre konu pay adedi veya alacağın oranı, devrin bedelli ya da bedelsiz olduğu, devir tarihi, ödeme şartları ve tarafların imzası. Devrin yalnızca henüz ödenmemiş tasfiye bakiyesini mi, yoksa bunun yanında olası bir tazminat talebini de kapsayıp kapsamadığı ayrıca yazılmalıdır. Kapsam yazılmazsa tarafların iradesi sonradan tartışma konusu olabilir.
Borçlunun durumu: bildirim, savunmalar ve takas
Devir için borçlunun rızası gerekmez ama devir borçluya karşı bilinmezse sonuç doğurur. TBK m.186'ya göre borçlu, devrin kendisine devreden veya devralan tarafından bildirilmediği sürece iyi niyetle önceki alacaklıya ödeme yaparak borcundan kurtulur. Fon tasfiyesine uyarlarsak, tasfiyeyi yürüten kurum devri kayıtlarında görmeden ödemeyi önceki pay sahibine yaparsa, o ödeme iyi niyete dayanıyorsa geçerli sayılabilir ve devralan ödemeyi devredenden talep etmek zorunda kalabilir. Bu nedenle devrin yazılı olarak ve kanıtlanabilir biçimde ilgili kuruma bildirilmesi önemlidir.
TBK m.188'e göre borçlu devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları devralana karşı da ileri sürebilir. Devir, alacağı olduğu gibi aktarır; devredenin alacağı kusurlu, itirazlı ya da takyidatlıysa devralan da aynı durumu devralır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında devri öğrendiği anda muaccel olmayan alacağın, devredilen alacaktan önce veya onunla aynı anda muaccel olması koşuluyla takas edilebileceği düzenlenir. Tasfiyede her somut olayda takas imkânı bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir. 6362 m.53/4 portföy yönetim şirketi borçları ile fon alacaklarının mahsup edilemeyeceğini söylediği için, takas iddialarının bu hükümle birlikte okunması gerekir.
TBK m.189'a göre devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer, işlemiş faizler de devredilmiş sayılır. Tasfiye payı alacağında bunun pratik anlamı, devir tarihinden önce doğmuş ve henüz ödenmemiş kısımların kimde kalacağının sözleşmede açıkça yazılmasıdır. Sessiz kalınırsa uyuşmazlık çıkabilir.
Özetle devralan alacağı hiçbir zaman devredenden daha güçlü bir konumda devralmaz. Devir öncesinde devredenin pay adedi, takyidat durumu, daha önce yapılmış kısmi ödemeler ve varsa itirazlar kontrol edilmelidir. Dönemsel ödemeler yapılan tasfiyelerde, devir tarihinden önce alınmış ödemelerin devralana ait olmayacağı sözleşmede açık yazılmalıdır. Aksi hâlde devralan, zaten ödenmiş bir kısım için bedel ödemiş olabilir.
Takyidat, kayıt ve ödeme: pratikte dikkat edilecekler
Sözleşme geçerli olsa bile alacağı tahsil edebilmek için kayıtlarla uyum gerekir. Birkaç nokta öne çıkar.
Birincisi, takyidat. Tasfiye sürecinde pay adedi ve takyidat mutabakatı yapılabilir. Payın üzerinde rehin, haciz ya da tedbir varsa devralan bu yükle birlikte devralır. Devir öncesinde devredenin ilgili kuruluştan güncel pay ve takyidat bilgisini yazılı olarak alması makul bir önlemdir. Fon malvarlığının haczedilemeyeceği kuralı (6362 m.53/2) fonun kendi varlıklarına ilişkindir. Pay sahibinin payı ya da tasfiye alacağı üzerine ayrı bir takip yapılıp yapılamayacağı bu yazının doğruladığı bir konu değildir ve somut olayda incelenmelidir.
İkincisi, ödemenin gideceği hesap. Tasfiye ödemelerinin kimin hesabına yapılacağı, kayıtlardaki pay sahibi bilgisine bağlıdır. Devir sözleşmesi tek başına ödemeyi devralana yönlendirmeyebilir. Devreden, ödemenin kendisine gelmesi hâlinde bunu devralana aktaracağını sözleşmede taahhüt edebilir, ama bu bir güvence değil, ek bir borçtur ve devredene ilişkin kredibilite riskini taşır.
Üçüncüsü, vergi ve belge. Devir bedeli ile tasfiye geliri arasındaki farkın vergisel sonucu ayrı bir konudur ve sitedeki fon vergisi yazısında genel çerçeve anlatılmıştır. Devir belgesi, kimlik, imza yetkisi ve miras ya da vekâlet gibi temsil belgeleri saklanmalıdır.
Dördüncüsü, bedel. Tasfiye sonucu belirsiz olduğu için devralan, tutarı bilinmeyen bir alacağa bedel öder. İndirimli devir, yüksek riskli bir işlemdir. Devreden açısından da erken ve düşük bedelle devir, ileride yapılacak ödemeden vazgeçmek anlamına gelir. İki tarafın da hesap yapması, beklentiyi sözleşmeye açıkça yazması gerekir. Garantili getiri vaadi içeren devir tekliflerine karşı özellikle dikkatli olmak gerekir.
Fon zararı tazminat talebi de devredilebilir mi?
Tasfiye payı alacağı ile yatırımcının portföy yönetim şirketi, saklayıcı ya da aracı kurum hakkında sahip olabileceği tazminat talebi aynı şey değildir. Tasfiye alacağı fon malvarlığından pay oranında ödemedir. Tazminat talebi ise bir sorumluluk iddiasına dayanan, hukuki dayanağı ve ispatı ayrıca gerektiren bir alacak iddiasıdır. Böyle bir iddianın olup olmadığı somut olaya göre belirlenir ve bu yazı kimse hakkında sorumluluk iddiası içermez.
Genel kural olarak tazminat alacağı da bir para alacağıdır ve TBK m.183 çerçevesinde devredilebilir niteliktedir, yine yazılı şekil gerekir. Ancak devredilen şey, henüz var olduğu kesinleşmemiş ve ispat gerektiren bir iddiadır. Devir, devralana yalnızca devredenin sahip olduğu hakkı verir, hakkın bulunduğunu garanti etmez. Bu yüzden devir sözleşmesinde devredenin hakkın varlığına ilişkin neyi taahhüt ettiği ve neyi taahhüt etmediği açık yazılmalıdır. Süreler, zamanaşımı ve hak düşürücü süreler devirle yenilenmez; devralan devredenin kalan süresiyle devralır. Fon zararında süreler ayrı bir yazıda anlatılmıştır.
Dava ve takip açısından da devrin kanıtlanması gerekir. Devir sonrası dava açılacaksa devralanın alacaklı sıfatını gösteren yazılı devir belgesini sunması gerekir. Devralan, taraf değişikliğiyle davaya katılacaksa usul hükümleri ayrıca değerlendirilir. Bu konu için somut dosyaya bakılması gerekir.
Bu yazı genel bilgidir, hukuki tavsiye değildir. Devir sözleşmesi imzalamadan önce kayıtların ve belgelerin somut olayda bir avukat tarafından incelenmesi yararlıdır.
Son olarak, mirasçıların durumu da aynı mantıkla değerlendirilir. Pay sahibi vefat etmişse tasfiye alacağı mirasçılara geçer ve bu geçiş devir sözleşmesi gerektirmez; mirasçılar kendi aralarında ya da üçüncü kişiye ayrıca devir yapacaksa yine yazılı şekil aranır. Vekil aracılığıyla yapılan devirde vekâletnamenin devri kapsayıp kapsamadığı ve imza yetkisi kontrol edilmelidir.
Devralan kişi ara ödeme ve mahsup konusunda neye dikkat etmeli?
7596 sayılı Kanunun 4. maddesinin üçüncü fıkrasına göre ara ödeme karşılığında katılma payı iadesi yapılmaz; paylar nihai tasfiye ödemeleri sırasında iade edilir. Beşinci fıkraya göre nihai ödemede tasfiye malvarlığından, geri kazanım hesabından veya diğer hukuki yollardan daha önce yapılan ödemeler mahsup edilir. Bu iki hüküm, tasfiye alacağını devralan kişi için doğrudan önem taşır: devralınan alacak, devredenin daha önce ara ödeme almış olması hâlinde, nihai ödemede o tutar düşülmüş olarak ortaya çıkabilir.
Bu yüzden devir sözleşmesinde devredenin ara ödeme alıp almadığı, aldıysa tutarı ve tarihi yazılmalıdır. Aksi hâlde devralan, ara ödemenin mahsup edileceğini bilmeden, nihai alacağı olduğundan yüksek varsayarak bedel ödeyebilir. TBK m.188 uyarınca borçlu devredene karşı sahip olduğu savunmaları devralana karşı da ileri sürebileceği için, tasfiyeyi yürüten kuruluşun mahsup uygulaması devralana da yansır.
Ayrıca Kanun ara ödeme ve nihai ödeme tutarlarını net yatırım tutarı gibi kişiye ve hesaba bağlı bir ölçüyle sınırlıyor. Net yatırım tutarı, yatırımcının fona fiilen yaptığı giriş ve çıkışlara göre MKK tarafından hesaplanıyor (m. 4/1). Devralan, devredenin giriş ve çıkış geçmişinden doğan bu sınıra tabi olabilir. Devri yapmadan önce net yatırım tutarının nasıl belirlendiğini ve hangi hesaba bağlı olduğunu yazılı olarak öğrenmek makul bir önlemdir.
Fon pay sahipliği kayıtlarda nasıl belirlenir, devralan görünür mü?
Kanun, fon pay sahipliğinin tasfiye ile görevli kuruluşlarca MKK kayıtlarıyla mutabakat sağlanarak fon ve hesap bazında tespit edileceğini söylüyor (m. 3/5). Madde gerekçesi, ödeme yapılacak kişilerin yalnızca tek bir tarih veya tek bir kurum kaydına göre değil, bu kuruluşların birbirini doğrulayan kayıtları üzerinden belirleneceğini açıklıyor. Fon pay sahibi tanımı da MKK ve tasfiye ile görevli kuruluş kayıtlarının mutabakatına dayanıyor (m. 2/c).
Bu sistem, alacağın özel hukuk yoluyla devredilmesi (TBK m.183 ve devamı) ile kayıtlara dayalı ödeme düzeni arasında bir gerilim doğurabilir. Devir sözleşmesi taraflar arasında geçerli olsa bile, ödemenin kayıtlardaki pay sahibine yapılması mümkündür. Bu durumda devralan, parayı devredenden talep etmek zorunda kalabilir. TBK m.186'ya göre devir borçluya bildirilmedikçe borçlu iyi niyetle önceki alacaklıya ödeme yaparak borcundan kurtulur; kayıt esaslı bir sistemde bu risk daha da öne çıkar. Tasfiyeyi yürüten kuruluşa devrin bildirilmesi ve devralanın hesap bilgilerinin kayıtlara işlenip işlenmeyeceği Kanunda düzenlenmemiştir; SPK'nın 27 Ekim 2026 tarihli 76/1903 sayılı kararında (Bülten 2026/76) da devir ya da alacak temliki konusunda bir düzenleme yoktur.
Kural olarak ödemenin doğrudan devralana yapılacağını varsaymak yerine, devredenin ödemeyi aldığında devralana aktaracağını sözleşmeye yazmak, bunun için güvence belirlemek ve sürecin her aşamasında yazışmaları saklamak gerekir.
Devredenin ödeme dışı bırakılma ihtimali devralanı etkiler mi?
Kanunun 3. maddesinin altıncı fıkrasına göre 6362 sayılı Kanunun 104, 106 veya 107. maddelerinde düzenlenen fiillerin tasfiyesine karar verilen fonlar tarafından ya da bu fonlarla birlikte hareket edilerek veya fonların iştirakiyle işlenmesi hâlinde, bu fiilleri işlediği ya da bunlarla birlikte hareket ettiği Kurulca tespit edilen kişi ve kurumlara tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmaz. Gerekçe, hukuka aykırı fiillere katılan kişilerin yatırımcıları korumak için kurulan sistemden yararlanmasının önlenmesini amaçladığını belirtiyor.
Bir pay alacağı devredildiğinde, devredenin bu kapsama girdiği Kurulca tespit edilmişse devralanın durumunun ne olacağı Kanun metninde açıkça düzenlenmiyor. Alacak devralan bakımından yeni bir hak mı sayılacak, yoksa devredenin hukuki durumu devralana mı yansıyacak sorusunun cevabı SPK'nın uygulamasında ve ileride ortaya çıkacak içtihatta aranmalıdır; biz bu konuda bir sonuç ilan etmiyoruz. Ancak TBK m.188'deki genel kuralın, yani borçlunun devredene karşı sahip olduğu savunmaların devralana da ileri sürülebileceğinin bu tür bir riski artırabileceğini söylemek mümkündür.
Bu nedenle alacağı devralmayı düşünen kişi, devredenin hakkında Kurulca bir tespit bulunup bulunmadığını sorgulayabilmelidir. Hiç kimse hakkında suç isnadı yapmak amacıyla değil, yalnızca devir sözleşmesinde bu riskin dağılımını yazmak için bu soruyu sormak gerekir. İlgili kişiler hakkında yürüyen soruşturmalarda kimse suçlu sayılamaz; kesinleşmiş bir hüküm yoksa bu bir iddiadır.
Güncelleme notu
2/3939 esas numaralı kanun teklifi 22 Ekim 2026'da kabul edilerek 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun olarak 27 Ekim 2026 tarihli ve 33413 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı. Kanun, 17 Eylül 2026'dan geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdi (m. 8). Kanun hükümlerine yapılan atıflar için yayımlanan metne bakılmalıdır; yazıda 'teklif' sözcüğü geçen yerler kanunlaşmadan önceki aşamaya ilişkin anlatımı gösterir.
Sık sorulan sorular
Tasfiye başladıktan sonra payımı fona geri satabilir miyim?
Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği m.28/2'ye göre tasfiye anından itibaren hiçbir katılma payı ihraç edilemez ve geri alınamaz. Bu yüzden fona geri satış yoluyla çıkış yapılamaz.
Tasfiye alacağımı bir başkasına devredebilir miyim?
Genel kural olarak evet. TBK m.183'e göre kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı alacağını borçlunun rızası olmadan devredebilir. Fon iç tüzüğü ve izahnamedeki hükümler ve kayıt sistemindeki uygulama ayrıca kontrol edilmelidir.
Devir sözleşmesi sözlü yapılabilir mi?
Hayır. TBK m.184'e göre alacağın devrinin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır. Devir sözü vermek şekle bağlı değildir, ama devrin kendisi yazılı yapılmalıdır.
Devri tasfiyeyi yürüten kuruma bildirmek zorunda mıyım?
Devir için borçlunun rızası gerekmez ama TBK m.186'ya göre devir bildirilmemişse borçlu iyi niyetle önceki alacaklıya ödeme yaparak borcundan kurtulabilir. Bu riski önlemek için yazılı bildirim yapılması önerilir.
Devralan hangi hakları alır?
TBK m.189'a göre devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar devralana geçer, işlemiş faizler de devredilmiş sayılır. Borçlu ise m.188 uyarınca devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları devralana karşı da ileri sürebilir.
Ara ödeme almış biri alacağını devrederse devralan neyi alır?
Kanuna göre ara ödeme nihai ödemeden mahsup edilir (m. 4/5) ve paylar nihai ödemede iade edilir (m. 4/3). Devralan, devredenin hukuki durumunu devraldığı için nihai tutardan ara ödemenin düşüleceğini hesaba katmalıdır. Devir sözleşmesinde ara ödemenin tutarı ve tarihi yazılmalıdır.
Tasfiye ödemesi kayıtlardaki pay sahibine mi yapılır?
Kanuna göre fon pay sahipliği, tasfiye ile görevli kuruluşlarca MKK kayıtlarıyla mutabakat sağlanarak fon ve hesap bazında belirlenir (m. 3/5). Devir sözleşmesi tek başına bu kayıtları değiştirmeyebilir; bu nedenle devrin tasfiyeyi yürüten kuruluşa yazılı bildirilmesi ve kayıtlara nasıl yansıyacağının sorulması önemlidir.
Hakkında Kurulca tespit yapılan kişiden alacak devralmak risklidir mi?
Kanunun 3. maddesinin altıncı fıkrası belirli fiilleri işlediği Kurulca tespit edilenlere ödeme yapılmamasını öngörüyor. Devralan bakımından sonucun ne olacağı kanunda açık değildir. Bu risk devir sözleşmesinde açıkça ele alınmalıdır; sonuç dosyaya göre değişir.
Kaynaklar
- 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, m.52, 53, mevzuat.gov.tr
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.183-189, mevzuat.gov.tr
- Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-52.1), m.28, mevzuat.gov.tr
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2022/851 K.2022/1557, 22.11.2022 (karar künyesi)
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2024/43 K.2024/76, 07.02.2024 (karar künyesi)
- TBMM: Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi metni ve gerekçesi (m. 3/5, 3/6, 4)
- 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun (RG 27.10.2026, 33413)
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki mütalaa niteliği taşımaz.