Süre sorusu neden tek cevaba indirilemez?
Fon zararı taleplerinde tek bir zamanaşımı süresi yoktur. Süre, taleple hangi hukuki temele dayanıldığına göre değişir: haksız fiil, sözleşmeye aykırılık, vekâlet hükümleri, tüketici ilişkisi, ticari uyuşmazlık, ceza davasına katılma veya idari başvuru ayrı süreler doğurur. Bu nedenle süreyi hesaplamaya başlamadan önce olayın hangi temele oturtulacağı belirlenmelidir.
Bu yazıdaki süreler, kanun metinleri okunarak derlenmiştir. Sürenin başlangıç günü, olayların anlaşılma tarihine ve belgelere göre bulunur; tasfiye kararı (17.09.2026) veya ödeme tarihi tek başına başlangıç sayılamaz. Süreyi uzun gösteren bir yoruma dayanarak bekleyen kişi, kısa süreli bir talebi kaçırma riskiyle karşılaşabilir. Bu yüzden kısa olan süreyi esas alarak hareket etmek daha güvenli bir yaklaşımdır.
Kanunda yazan zamanaşımı süreleri sözleşmeyle değiştirilemez (TBK m. 148). Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar; muacceliyet bildirime bağlıysa bildirimin yapılabileceği günden başlar (TBK m. 149). Yazının sonundaki tabloda süreler, dayanaklarıyla birlikte gösteriliyor. Tablodaki sürelerin hepsi her olaya uygulanmaz; bunlar seçenekleri gösterir. Zarar tarihi, öğrenme tarihi ve muhatap gibi bilgiler netleşmeden hangi satırın geçerli olduğu söylenemez.
Haksız fiil temelinde: iki yıl ve on yıl
Haksız fiilden doğan tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar (TBK m. 72/1). Tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü, cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu daha uzun süre uygulanır.
İki yıllık sürenin başlangıcı iki bilgiye bağlıdır: zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmek. Zararı fon değer kaybı olarak gören bir yatırımcının, zarara sorumlu olarak kimi göstereceğini ne zaman öğrendiği tartışma konusu olabilir. Bu tarih önceden herkes için belirlenemez; olay tarihi, açıklanan bilgiler ve kişinin bilgi durumu birlikte değerlendirilir.
Son fıkra da önemlidir: haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, zarar gören haksız fiil nedeniyle bir borç doğmuşsa, bu borcu ifadan her zaman kaçınabilir (TBK m. 72/2). Yani zamanaşımı, karşı taraf aleyhine olan bir talebi engellerken kendi borcunuzu ifadan kaçınma hakkınızı korur.
Bu tabloya rağmen dava açılmadan önce ilk fiilin tarihini, öğrenme tarihini ve bu tarihleri gösteren belgeleri açıkça belirlemek gerekir.
Sözleşme ve vekâlet temelinde: on yıl ve beş yıl
Sözleşmeye dayanan alacaklar için genel süre on yıldır: kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir (TBK m. 146). Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden doğan alacaklar için ise beş yıllık süre öngörülmüştür (TBK m. 147/5).
Fon kurucusu ile katılma payı sahibi arasındaki ilişkiye, hüküm bulunmayan hâllerde vekâlet hükümleri (TBK m. 502-514) kıyasen uygulanır (SPKn m. 52/4). Bu nedenle beş yıllık sürenin gündeme gelme ihtimali vardır. Ancak, katılma payı sahibinin kurucudan tazminat talebinin TBK m. 147/5 kapsamında sayılıp sayılmayacağı bu incelemede açılıp okunmuş bir Yargıtay kararıyla teyit edilemedi. Bu yüzden yazıda sözleşme temelinde tek bir süre öne sürülmemiş, kısa olan beş yıllık süreyi esas alarak hareket etmenin daha güvenli olduğu belirtilmiştir.
Saklayıcıya veya satış yapan kuruluşa karşı talebin hukuki niteliği de farklı olabilir; dolayısıyla her muhatap için süre ayrıca kontrol edilir. Bu nedenle tablodaki süreler en kısa olandan başlanarak okunmalıdır. Sözleşme temelli bir talep ile haksız fiil temelli talep aynı olay için birlikte ileri sürülebiliyorsa, her biri için süre ayrı ayrı denetlenir; birinde süre dolmuş olması diğerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Dava şartı arabuluculuk ve sürelerin durması
Ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak ve tazminat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır (TTK m. 5/A/1). Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda da dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır; kanun bazı istisnaları sayar (TKHK m. 73/A/1). Uyuşmazlığın ticari mi yoksa tüketici uyuşmazlığı mı sayılacağı somut olaya göre belirlenir; bu yazıda o soru cevaplanmamıştır.
Arabulucu başvuruyu ticari davalarda görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde (zorunlu hâllerde en fazla iki hafta uzatılabilir; TTK m. 5/A/2), tüketici uyuşmazlığı gibi diğer dava şartı hâllerinde üç hafta içinde (zorunlu hâllerde bir hafta uzatılabilir; HUAK m. 18/A/9) sonuçlandırır.
Süre açısından en önemli kural, HUAK m. 18/A/15'tir: arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. Bu kural dava şartı arabuluculuğu için geçerlidir. İhtiyari arabuluculukta da süreçte geçen süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesabında dikkate alınmaz (HUAK m. 16/2).
Arabuluculuğa başvurmak süreyi durdurur, ancak sıfırlamaz. Duran süre, son tutanaktan sonra kalan kısmıyla yeniden işler.
Kısmi dava, belirsiz alacak ve artırım
HMK m. 107 (belirsiz alacak davası), 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanunun 19. maddesiyle mülga edildi. Bundan sonra alacak miktarı belli olmayan bir zarar için doğrudan belirsiz alacak davası açma yolu bu maddeye dayanamaz. Alacağın bir kısmı için kısmi dava açmak mümkündür (HMK m. 109/1).
Aynı Kanunun 20. maddesi HMK m. 109'a dördüncü fıkrayı ekledi: alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır (HMK m. 109/4).
Bu düzenleme, zararın tam miktarı dava açılırken kesin olarak belirlenemeyen davalarda anlam kazanır: alacağın bir kısmı dava edilip sonradan artırılırsa, artırılan kısım bakımından da zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Ancak bu hükmün derdest davalara veya 16.07.2026'dan önceki olaylara nasıl uygulanacağına dair geçiş hükmü bu incelemede okunmadı. Bu nedenle, hangi dava usulünün izleneceği somut olaya göre belirlenmelidir.
Ceza davası, SPK başvurusu ve idari yol
Ceza davası ayrı bir yoldur. Suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilir; kanun yolu aşamasında katılma isteğinde bulunulamaz (CMK m. 237). Ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü bir fiilden doğan tazminat için TBK m. 72/1 son cümle gereği o uzun süre uygulanır. Bir fiilin suç oluşturup oluşturmadığını soruşturma ve yargılama makamları belirler; bu yazıda kimsenin suç işlediği ileri sürülmemektedir.
SPK'ya şikâyet başvurusu için kanunda bir zamanaşımı süresi bulunduğu bu incelemede doğrulanamadı. Bu nedenle başvuru süresi belirtilmemiş, mümkün olduğunca erken başvurmak gerektiği düşünülmüştür.
İdari yol, zararın idarenin bir işlem veya eyleminden kaynaklandığı ileri sürülüyorsa gündeme gelir. Bu durumda doğrudan tam yargı davasından önce idareye başvuru gerekir: eylemi öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde. Ret veya otuz gün içinde cevap verilmemesi hâlinde dava süresi içinde dava açılabilir (İYUK m. 13/1). Fon zararının idari eyleme dayandırılıp dayandırılamayacağı bu yazıda değerlendirilmemiştir.
| Yol | Süre | Başlangıç ve not | Dayanak |
|---|---|---|---|
| Haksız fiil tazminatı | 2 yıl | Zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmeden itibaren | TBK m. 72/1 |
| Haksız fiil tazminatı (üst sınır) | 10 yıl | Her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren; suçtan doğuyorsa ceza zamanaşımı daha uzunsa o uygulanır | TBK m. 72/1 |
| Genel alacak | 10 yıl | Alacağın muaccel olduğu günden itibaren | TBK m. 146 ve 149 |
| Vekâlet sözleşmesinden doğan alacak | 5 yıl | Fon kurucusuna vekâlet hükümleri kıyasen uygulanır; hangi sürenin geçerli olacağı teyit edilemedi | TBK m. 147/5; SPKn m. 52/4 |
| Ticari dava için arabulucu | 6 hafta (+2 hafta) | Görevlendirmeden itibaren; dava şartı | TTK m. 5/A/1-2 |
| Tüketici uyuşmazlığı için arabulucu | 3 hafta (+1 hafta) | Görevlendirmeden itibaren; dava şartı | TKHK m. 73/A; HUAK m. 18/A/9 |
| Arabuluculukta zamanaşımı | Durur | Büroya başvurudan son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar | HUAK m. 18/A/15 |
| Kısmi dava artırımı | Tahkikatın sona ermesine kadar | Aynı davada bir defaya mahsus; artırılan kısımda zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır | HMK m. 109/4 (7589/20) |
| Ceza davasına katılma | Hüküm verilinceye kadar | İlk derece mahkemesindeki kovuşturma evresi | CMK m. 237 |
| İdareye başvuru (tam yargı) | 1 yıl ve 5 yıl | Öğrenmeden 1 yıl, her hâlde eylemden 5 yıl; ret veya 30 gün cevapsızlıktan sonra dava süresi | İYUK m. 13/1 |
| SPK şikâyeti | Doğrulanamadı | Kanunda süre bulunduğu teyit edilemedi | - |
Kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan taleplerde altı ay (SPKn m. 32/6)
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m. 32, izahname, özel durum açıklaması ve finansal rapor gibi kamuyu aydınlatma belgelerindeki yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden doğan zararlar için ayrı bir sorumluluk rejimi kurar (m. 32/1). Bu rejimde tazminat talebi, dördüncü fıkrada anlatılan zararın meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde zamanaşımına uğrar (m. 32/6). Aynı madde, belgedeki bilginin yanlış, yanıltıcı veya eksik olduğunu bilmediğini ve bunun kendi kast veya ağır ihmalinden kaynaklanmadığını ispatlayan kişinin sorumlu olmayacağını (m. 32/3), sorumluluğu hafifleten veya kaldıran anlaşma ve ifadelerin geçersiz olduğunu da (m. 32/7) söyler.
Bu altı aylık sürenin fon zararı taleplerinde uygulanıp uygulanmayacağı kesin değildir. Fon izahnamesinin ve fon katılma payı alımlarının bu maddenin kapsamına girip girmediği, zararın hangi tarihte meydana gelmiş sayılacağı somut olaya göre tartışmalıdır. Bu yüzden süre bakımından en kısa süreyi esas alarak hareket etmek ve talebin hukuki temelini (haksız fiil, vekâlet, kamuyu aydınlatma belgesi) baştan belirlemek gerekir. Bu bölüm 7 Ekim 2026 tarihinde mevzuat metniyle karşılaştırılarak eklenmiştir.
PBLK durumundaki yatırımcının satış talimatı idari dava süresini başlatır mı?
Panelde bir dinleyici şunu sordu: belirli bir tarihte satış emri verdim, emir gerçekleşmedi ve PBLK durumuna düştüm; altmış günlük dava açma süresi bu tarihten mi başlar, Kurul'a başvurmam süreyi durdurur mu ya da Kurul'un cevabı yeni bir işlem sayılıp süre o cevaptan mı başlar? Cevap veren konuşmacı iki nokta üzerinde durdu.
Birincisi, altmış günlük sürenin başlaması için idarenin bir irade açıklaması, yani idari işlem gerekir. Yatırımcının satış talimatı verme işlemi idari işlem değildir. Bu görüşe göre süre o tarihten başlamaz. Bu yaklaşım Anayasa m. 125'te yer alan kuralla uyumludur: idari işlemlere karşı açılacak davalarda süre yazılı bildirim tarihinden başlar. Üst makama başvurunun süreye etkisi ise 2577 sayılı Kanun m. 11'de düzenlenmiştir ve yazının başında anlatılmıştır.
İkincisi, konuşmacıya göre asıl çıkmaz düzenlemenin bir kanun olmasıdır. Kanun varsa idarenin başvuruyu reddetmek zorunda kalacağı, dava açılırsa mahkemenin işlemi kanuna uygun bulacağı, kanuna karşı doğrudan dava açılamayacağı söylendi. Bu davaların Anayasa Mahkemesi yolunu ve davanın derdest olmasını sağlamak için açılabileceği, ancak sonuç beklenmediği belirtildi. Bu paragraftaki anlatım panel günü henüz yürürlükte olmayan bir düzenlemeye ilişkindi. Düzenleme sonradan 7596 sayılı Kanun olarak kabul edildi ve 27 Ekim 2026 tarihli, 33413 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak 17 Eylül 2026'dan geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdi (m. 8). Kanunun bu paragraftaki sürelere ve dava yoluna etkisi bu yazıda ayrıca incelenmemiştir.
Zararın öğrenildiği tarih ve beş yıllık üst sınır: bir Danıştay kararı
Fon zararında idari yol düşünülüyorsa İYUK m. 13 iki süre öngörür: eylemi yazılı bildirim üzerine ya da başka suretle öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl. Panelde, zararın henüz kesinleşmediği, tasfiyenin sürdüğü ve sürelerin her yatırımcı için farklı başlayabileceği söylendi. Ancak idarenin öğrenme tarihini daha erken kabul etmesi mümkündür ve bu risk kağıt üzerinde değil kararlarda görülmüştür.
Danıştay 13. Daire, 04.03.2024 tarihli kararında (E.2019/1711, K.2024/1098) 2003 yılında mevduat kabul izni kaldırılan bir bankanın kıyı bankası hesabına para yatıran kişinin, idarenin yeterli denetim yapmadığı iddiasıyla açtığı davaya bakmıştır. Bölge idare mahkemesi davayı idari eylemden doğan tam yargı davası saymış ve m. 13'e göre değerlendirmiştir. Mahkeme, izin kaldırma kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte davacının eylemi ve zararın doğumunu öğrendiğini kabul etmiş, bir yıl ve beş yıllık sürelerin çok sonra yapılan başvuruyla geçirildiği sonucuna varmıştır. Danıştay temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına karar vermiştir.
Bu karar banka denetimine ilişkindir, fon tasfiyesi için emsal değildir ve esasa ilişkin bir değerlendirme içermez. Yine de idarenin, resmî bir duyuru tarihinde öğrenildiğini ve beş yıllık üst sınırın dolduğunu savunabileceğini gösterir. Bu nedenle tasfiyenin sonucunu beklerken sürelerin takip edilmesi, hangi tarihin öğrenme tarihi sayılabileceğinin bir avukatla değerlendirilmesi gerekir.
Tasfiye yıllarca sürerse: etkili başvuru ve mülkiyet hakkı
Panelde dile getirilen çekincelerden biri, tasfiyenin yıllarca sürmesi hâlinde etkili bir idari yargı yolunun fiilen kalmayacağıydı. Bir konuşmacıya göre bu durumda mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasıyla stratejik davalar geliştirilebilir. Aynı konuşmacı bunun ayrı bir dava olarak ele alınması gerektiğini ve mevcut kanunun ve uygulamanın parlak olmadığını da söyledi (panel 7596 sayılı Kanunun yayımından önce yapılmıştır; ifade panel günündeki hukuki durumu anlatır).
Anayasa m. 35, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğunu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceğini söyler. Anayasa m. 40 ise Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkı olduğunu belirtir. Bu iki hükmün fon tasfiyesinde somut olarak nasıl uygulanacağı henüz belirsizdir.
Panelde başka bir konuşmacı, sorunun hukuken henüz cevabının bulunmadığını, örneğin beş yıl sonra ödeme yapılmamışsa ve dava açılırsa mahkemenin ödemenin ileride yapılabileceğini söyleyebileceğini ifade etti. Konuşmacıya göre kanun bu durumu düşünmemiştir ve cevap açılan davalarda görülecektir. Bu nedenle bekleme süresinin uzaması ile hak kaybı riski arasındaki denge dosyaya göre değerlendirilmelidir.
Sık sorulan sorular
Fon zararı için dava açma süresi kaç yıldır?
Tek bir süre yoktur. Haksız fiil temelinde iki yıl (öğrenmeden) ve on yıl (fiilden), sözleşme temelinde on yıl, vekâlet hükümlerine göre ise beş yıl gündeme gelebilir. Kısa olan sürenin esas alınması güvenlidir.
Zamanaşımı 17 Eylül 2026'dan mı başlar?
Hayır, tasfiye kararı tek başına başlangıç tarihi değildir. Haksız fiilde zararı ve sorumluyu öğrenme, sözleşmede alacağın muaccel olması esastır. Başlangıç tarihi somut olaya göre belirlenir.
Arabuluculuğa başvurursam süre işler mi?
Dava şartı arabuluculukta, bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez (HUAK m. 18/A/15). Süre sıfırlanmaz; son tutanaktan sonra kalan kısmıyla işler.
Tasfiye ödemesi almak zamanaşımını durdurur mu?
Bu incelemede bu sorunun cevabı doğrulanamadı. Ödeme almanın ya da SPK sürecinin devam etmesinin kurucuya veya saklayıcıya karşı işleyen süreyi durdurduğu varsayılmamalıdır.
Ceza davasına ne zamana kadar katılabilirim?
İlk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar (CMK m. 237/1). Kanun yolu aşamasında katılma isteğinde bulunulamaz.
HMK m. 107 kalktı, artık belirsiz alacak davası açılamaz mı?
HMK m. 107, 7589 sayılı Kanunun 19. maddesiyle 16.07.2026'da mülga edildi. Alacağın bir kısmı için kısmi dava açılabilir (HMK m. 109) ve HMK m. 109/4'e göre talep bir defaya mahsus tahkikat sonuna kadar artırılabilir.
SPK'ya şikâyet için süre var mı?
İncelenen kaynaklarda SPK şikâyeti için bir zamanaşımı süresi doğrulanamadı. Yine de diğer yolların süreleri işlediği için başvurunun erken yapılması yerinde olur.
Satış emri verdiğim tarih idari dava süresini başlatır mı?
Panelde ifade edilen görüşe göre hayır; altmış günlük süre idarenin bir idari işlemiyle başlar, yatırımcının talimatıyla başlamaz. Hangi işlemin dava konusu yapılabileceği ve sürenin ne zaman işleyeceği somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.
Tasfiyeyi beklerken idareye başvuru süresi geçebilir mi?
Evet, bu risk vardır. İYUK m. 13'te bir yıllık ve beş yıllık süreler bulunur. Danıştay 13. Daire 04.03.2024 tarihli kararında banka denetimine ilişkin bir davada bu süreleri geçmiş bir başvuruyu süre aşımı nedeniyle sonuçsuz bırakmıştır; bu karar fon tasfiyesi için emsal sayılamaz.
Kaynaklar
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
- 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu
- 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu
- 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu
- Danıştay 13. Daire, E.2019/1711, K.2024/1098, 04.03.2024
- T.C. Anayasası m. 35, m. 40 ve m. 125, mevzuat.gov.tr
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki mütalaa niteliği taşımaz.