Neden faiz başlangıcı bu kadar önemlidir?
Fon zararı uyuşmazlıklarında asıl tutar kadar, o tutara hangi tarihten itibaren ve hangi oranla faiz işleyeceği de sonucu önemli ölçüde etkiler. Yatırım yapıldığı tarihten karar tarihine yıllar geçebildiği için, faizin başlangıç günündeki küçük bir fark bile ödenecek toplam tutarı belirgin biçimde değiştirebilir.
Bu yazı genel bilgi amaçlıdır. Amaç, fon zararı talebinde faiz konusunun hangi hukuki kurallara bağlandığını sade biçimde göstermektir. Her somut olayda sözleşme türü, yatırım tarihi, yapılan yazışmalar ve talebin dayanağı farklı olacağından, sonuç olaydan olaya değişir.
Konuyu üç soruya ayırmak işi kolaylaştırır. Birincisi, talep haksız fiile mi yoksa sözleşmeye aykırılığa mı dayanıyor? İkincisi, borçlu hangi tarihte temerrüde düşmüş sayılıyor? Üçüncüsü, hangi faiz türü ve oranı uygulanacak? Aşağıda bu üç soru sırayla ele alınmaktadır. Zamanaşımı ve süreler ayrı bir konu olduğundan sitemizdeki fon zararı zamanaşımı yazısında incelenmiştir.
Faiz tartışması çoğu zaman ikinci planda kalır; oysa yıllar süren yargılamalarda faiz, asıl alacağın yanında ciddi bir kalem hâline gelebilir. Bu yüzden talebin ilk günden doğru kurulması, sonradan düzeltme imkânının sınırlı olduğu durumlarda özellikle önem taşır. Talebi artırmak ya da dayanağı değiştirmek usul kuralları çerçevesinde belirli sınırlara tabidir ve bunun sonuçları ayrıca değerlendirilmelidir.
Temerrüt kavramı: TBK m.117 ve m.118
Türk Borçlar Kanunu m.117/1'e göre muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Yani vadesi gelmiş bir borçta kural, alacaklının borçluyu uyarmasıdır. İhtar yapılmadan önceki döneme kural olarak temerrüt faizi işletilemez.
Aynı maddenin ikinci fıkrası bu kuralın istisnalarını sayar. Borcun ifa günü birlikte belirlenmişse ya da sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bildirimle günü belirlemişse, o günün geçmesiyle temerrüt gerçekleşir. Haksız fiilde ise fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Bu son hâllerde ihtar şart değildir.
TBK m.118, temerrüde düşen borçlunun, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından doğan zararı gidermekle yükümlü olduğunu söyler. Bu hüküm, faizin yanı sıra gecikmeden doğan zararın da gündeme gelebileceğini gösterir.
Pratikte ihtar, noter aracılığıyla, iadeli taahhütlü posta ile ya da ispat gücü yüksek başka bir yolla yapılabilir. Önemli olan, alacaklının iradesinin borçluya ulaştığının ve tarihinin ispatlanabilmesidir. Dava açılması veya icra takibi başlatılması da alacaklının talebini borçluya ileten işlemler olduğundan, ihtar yapılmamış olsa bile bu tarihten itibaren temerrüt gündeme gelebilir. Ancak bu yolun, daha önceki bir tarihten itibaren faiz isteme imkânını ortadan kaldırabileceği göz önünde tutulmalıdır.
Haksız fiil iddiasında faiz hangi tarihten işler?
TBK m.49 uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Fon yatırımcısı, zararının kusurlu ve hukuka aykırı bir davranıştan doğduğunu ileri sürüyorsa talebini haksız fiil kurallarına dayandırabilir. Bu durumda TBK m.117/2 devreye girer ve temerrüt, fiilin işlendiği tarihte gerçekleşmiş sayılır.
Burada tartışma, çoğu zaman fiilin tam olarak hangi gün işlendiğinde çıkar. Örneğin yanlış yönlendirme iddiasında fiil, yatırım kararının verildiği ya da talimatın uygulandığı gün olarak ileri sürülebilir. Başka bir olayda ise fiilin tek bir günde değil, belirli bir süre içinde gerçekleştiği savunulabilir. Fiil tarihinin belirlenmesi delillerle, yani sözleşme, talimat, dekont ve yazışmalarla yapılır. Bu yüzden belgelerin eksiksiz toplanması faiz hesabı açısından da önemlidir.
Ayrıca zararın ortaya çıktığı tarih ile fiil tarihi aynı olmayabilir. Fon değerinin düştüğü ya da tasfiye sürecinin başladığı gün ile yatırımın yapıldığı gün farklı tarihlerdir. Hangi tarihin esas alınacağı mahkemenin değerlendirmesine bağlıdır; bu nedenle talep açıkça ve gerekçesiyle ifade edilmelidir.
Haksız fiil iddiasının ispatı da faiz sonucunu dolaylı olarak etkiler. Kusur, hukuka aykırılık, zarar ve bunlar arasındaki illiyet bağı gösterilemezse tazminat hükmedilmez; dolayısıyla faizden de söz edilemez. Aracı kurum veya portföy yöneticisinin özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı iddiasında, yatırımcı profilinin, bilgilendirmenin ve risk uyarılarının dosyaya yansıyıp yansımadığı bu değerlendirmenin merkezindedir. Bu konular sitemizdeki sorumluluğa ilişkin yazılarda ayrıca ele alınmıştır.
Sözleşmeye aykırılık iddiasında ihtarın rolü
Yatırımcı ile aracı kurum, portföy yönetim şirketi ya da banka arasındaki ilişki bir sözleşmeye dayanıyorsa talep sözleşmeye aykırılık olarak da kurulabilir. TBK m.114/2, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanacağını belirtir. Ancak bu, temerrüt tarihi bakımından otomatik bir sonuç doğurmaz; tarih konusunda sözleşmesel ilişkide m.117/1 ve 117/2'nin ilk cümlesindeki kurallar öne çıkar.
Sözleşmeden doğan bir tazminat veya iade borcunda kural olarak alacaklının ihtarı aranır. Bu yüzden yazılı bir ihtarname göndermek, hem borçluyu temerrüde düşürmek hem de faizin başlangıç tarihini belgelemek bakımından önemli bir araçtır. İhtarnamede talep edilen tutarın veya hesaplama yönteminin, süre verilmesinin ve dayanak olayın açıkça yazılması beklenir.
Sözleşmede ifa günü belirlenmişse, örneğin fon payı bedelinin belirli bir tarihte iade edileceği öngörülmüşse, o günün geçmesiyle ihtara gerek kalmadan temerrüt oluşabilir. Hangi kuralın uygulanacağı, sözleşme hükümlerinin ve talebin niteliğinin birlikte incelenmesini gerektirir. Dilekçede alternatif dayanaklar, yani önce haksız fiil, buna bağlı olarak sözleşmeye aykırılık, birlikte ileri sürülebilir; ancak bunların faiz başlangıcı bakımından farklı sonuçlar doğurabileceği unutulmamalıdır.
Sözleşme ile haksız fiil dayanaklarının birlikte ileri sürülmesi hâlinde mahkeme, olayın hukuki nitelendirmesini kendisi yapar. Taraflar bir hukuki sebebe bağlı kalmak zorunda olmadığından, olgular doğru anlatıldığında mahkeme uygun hukuki çerçeveyi belirleyebilir. Yine de faiz başlangıcı gibi sonuca doğrudan etki eden noktalarda dilekçede açık bir talep bulunması, tartışmasız yol olarak tercih edilir.
Faiz oranı: TBK m.120 ve ticari iş ayrımı
TBK m.120/1'e göre uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşmeyle kararlaştırılacak oran ise bu şekilde belirlenen oranın yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz kararlaştırılmış ama temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve akdî faiz kanuni orandan yüksekse, temerrüt faizi bakımından akdî faiz oranı geçerli olur.
Faizin türü de önemlidir. Ticari işlerde faiz oranı TTK m.8/1 uyarınca serbestçe belirlenebilir. Bir fon işleminin ticari iş sayılıp sayılmadığı, tarafların sıfatına ve işlemin niteliğine göre değişir. Dava dilekçesinde yasal faiz mi, avans faizi mi yoksa ticari temerrüt faizi mi istendiği açıkça yazılmalıdır; mahkeme talebin dışına çıkarak daha yüksek bir faize hükmedemez. Hangi faiz türünün hangi işlemde uygulanacağına ilişkin ayrıntılar için yürürlükteki faiz mevzuatı ve güncel yargı uygulaması ayrıca kontrol edilmelidir.
TBK m.121 ise faiz borcunda dikkat çekici bir sınır koyar: temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi yürütülemez. Başka bir deyişle, işlemiş faiz tutarına yeniden faiz işletilmesi bu hükümle sınırlanmıştır. Hesaplamada anapara ile işlemiş faizin ayrı tutulması gereken nedeni budur.
Kâr payı veya getiri kaybı talebi: m.122
Fon yatırımcıları pratikte yalnızca kaybolan anaparayı değil, doğru işlem yapılsaydı elde edilebilecek getiriyi de talep etmek isteyebilir. Hukuken bu talep, çoğu kez faizden ayrı bir zarar kalemi, yani yoksun kalınan kazanç olarak ele alınır. TBK m.122'ye göre alacaklı temerrüt faizini aşan bir zarara uğramışsa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa hâkim, davacının istemi üzerine buna da hükmeder.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli ve E.2023/577, K.2025/32 sayılı kararı, bireysel emeklilik fonlarına ilişkin bir uyuşmazlıkta talimata aykırı fon değişikliği iddiasını ele almıştır. Kararda, talep edilen zararın talimata uygun işlem yapılsaydı portföyün ulaşacağı değer ile gerçekleşen değer arasındaki farka dayandığı ve bu farkın bilirkişi incelemesiyle belirlendiği anlaşılmaktadır. Genel Kurul, miktarın karşı tarafın bilgi ve belgeleriyle tespit edilebildiği bu olayda belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunduğunu kabul etmiştir. Bu karar bireysel emeklilik sözleşmesine ilişkindir; her yatırım fonu uyuşmazlığına doğrudan uygulanacağı söylenemez, ancak getiri farkının nasıl hesaplanabileceğine örnek oluşturması bakımından bilgi vericidir.
Aynı anda hem temerrüt faizi hem de getiri kaybı istenirken çifte tazminat riskine dikkat etmek gerekir. Aynı dönem için hem fonun varsayımsal getirisinin hem de faizin tam olarak eklenmesi, aynı zararın iki kez giderilmesi tartışmasını doğurabilir. Bu nedenle uygulamada talepler genellikle alternatif ve açık hesaplama esaslarıyla kurulur; bilirkişi raporunda da bu ayrım gözetilir.
Getiri kaybının hesabında hangi referans değerin esas alınacağı da tartışma konusudur. Aynı fon türünün aynı dönemdeki performansı, endeks getirisi ya da yatırımcının talimat verdiği alternatif fonun değeri gibi ölçütler gündeme gelebilir. Seçilen ölçütün gerekçesi bilirkişi raporunda açıklanmalı ve tarafların itirazlarına açık olmalıdır. Piyasa koşullarındaki dalgalanma nedeniyle kesin sonuç öngörmek mümkün değildir; zararın varsayımsal olduğu savunması da sıkça ileri sürülür.
Fon tasfiye edilmişse yatırımcıya yapılan ödemeler, zarar hesabında indirim kalemi olarak dikkate alınır. Dolayısıyla kâr payı veya getiri kaybı talebinin, tasfiyeden alınan veya alınması beklenen tutarlarla birlikte değerlendirilmesi gerekir.
İdareye karşı tam yargı davasında faiz hangi tarihten işler?
Bu yazı özel hukuk davalarında faiz başlangıcını anlatır. İdareye karşı açılan tam yargı davasında ise 2577 sayılı Kanun m. 13 ve Danıştay uygulaması devreye girer. Mevzuatta idare aleyhine tazminatta faizin hangi tarihten işleyeceğini tek başına gösteren bir hükmü bu incelemede bulamadık. Bir Danıştay kararı uygulamada idareye başvuru tarihinin esas alındığını gösteriyor.
Danıştay 10. Daire, 29.11.2022 tarihli kararında (E.2019/5645, K.2022/5560) bir sağlık hizmetinden doğan hizmet kusuru davasına bakmıştır. İdare mahkemesi ve bölge idare mahkemesi hükmedilen tutarlara, davalı idareye başvurma tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar vermiş, Danıştay tarafların temyiz istemlerini reddederek bölge idare mahkemesi kararını onamıştır. Bu karar sağlık hizmetine ilişkindir; fon tasfiyesi veya sermaye piyasası denetimiyle ilgisi yoktur ve genel bir kural olarak okunmamalıdır.
Bu nedenle idareye karşı bir tazminat istenecekse başvuru tarihinin ve başvurunun içeriğinin belgelenmesi, faiz talebi bakımından da önem taşır. İYUK m. 13'e göre idareye yapılan başvuruya otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır; bu tarihler dava süresini ve faiz tartışmasını etkileyebilir. Dilekçede faiz başlangıcı için hangi tarihin ileri sürüleceğine somut dosyada karar verilmelidir.
Tasfiye ödemeleri parça parça yapılırsa zarar ve faiz hesabı
Panelde fon tasfiyesinden yapılacak ödemelerin tek seferde olmayacağı, kaynakların kesinleşmesinin ve dağıtılmasının karmaşık olacağı, para biriktikçe ödeme yapılabileceği ifade edildi. Bir konuşmacı, zararın hesabının fonlarda görece daha kolay, hisselerde ise çok zor olduğunu ve davanın bilirkişiye gideceğini belirtti.
Parça parça ödemelerde zarar tutarı her ödemeden sonra değişir. Bu durumda idareden istenen tazminatın hangi tarihte netleşmiş sayılacağı, ödemelerin hangi tarihte yapıldığı ve faizin kalan tutara mı yoksa toplam zarara mı işletileceği belirsizdir. Bu sorular için bu incelemede doğrudan emsal karar bulunamadı. Panelde de beklenen sürecin ve zararın kesinleşme zamanının öngörülemediği söylendi.
Pratik olarak her ödemenin tarihi, tutarı ve ödemeyi yapan kuruluş belgelenmelidir. Manevi tazminat için ise panelde zararın somutlaştırılması gerektiği, sadece çok üzüldüm demenin yetmeyeceği söylendi. Manevi tazminatta faiz de ayrı bir tartışma konusudur ve sonuç dosyaya göre değişir.
Sık sorulan sorular
Fon zararında faiz her zaman işlem tarihinden mi işler?
Hayır. Talep haksız fiile dayanıyorsa TBK m.117/2 gereği temerrüt fiilin işlendiği tarihte başlar; sözleşmeye aykırılıkta ise kural olarak ihtar veya belirlenmiş ifa günü esas alınır. Hangi kuralın uygulanacağı olaya göre değişir.
İhtarname göndermek zorunlu mu?
Haksız fiilde ihtar şart değildir, ancak sözleşmeden doğan borçlarda temerrüt için kural olarak ihtar gerekir. İhtarname her durumda faiz başlangıcını belgelemek açısından yararlıdır.
Temerrüt faizi ile kâr payı veya getiri kaybı birlikte istenebilir mi?
TBK m.122 temerrüt faizini aşan zararın ayrıca istenebileceğini düzenler. Ancak aynı zararın iki kez giderilmemesi gerekir; bu nedenle talepler açık hesaplama esaslarıyla ve çoğu zaman alternatif olarak kurulur.
Faiz oranı nasıl belirlenir?
Sözleşmede kararlaştırılmamışsa TBK m.120/1 uyarınca faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuata göre belirlenir. Ticari işlerde TTK m.8 gereği oran serbestçe belirlenebilir; dilekçede istenen faiz türü açıkça yazılmalıdır.
Temerrüt faizine yeniden faiz işletilebilir mi?
TBK m.121/3'e göre temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi yürütülemez.
İdareye karşı davada faiz idareye başvuru tarihinden mi işler?
Okuduğumuz bir Danıştay 10. Daire kararında (E.2019/5645, K.2022/5560) alt derece mahkemeleri faizi idareye başvuru tarihinden başlatmış ve bu karar onanmıştır. Karar bir sağlık hizmetine ilişkindir; fon zararı için genel bir kural olarak okunmamalıdır.
Tasfiye ödemelerini alırsam idareden isteyeceğim tutar değişir mi?
Evet, zararın hesabı ödemelerden etkilenebilir. Ödemelerin tarih ve tutarlarını saklamak gerekir. Hesabın nasıl yapılacağına dair doğrudan emsal bulunamadı.
Kaynaklar
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki mütalaa niteliği taşımaz.