Karıştırılan İki Dava: İİK m.69 ve İİK m.72

Borçtan kurtulma davası ile menfi tespit davası uygulamada çoğu zaman aynı şeymiş gibi anılır; oysa dayanakları da şartları da farklıdır. Borçtan kurtulma davası İİK m.69'da düzenlenmiştir ve yalnızca belirli bir usul sonucunda gündeme gelir: borçlu takip dayanağı adi senetteki imzayı reddetmiş, alacaklı İİK m.68/a uyarınca itirazın geçici olarak kaldırılmasını istemiş ve icra mahkemesi bu yönde karar vermişse, borçlu bu karara karşı borçtan kurtulma davası açar. Menfi tespit davası ise İİK m.72'de düzenlenmiştir ve çok daha geniş bir alanı kapsar: gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalan veya kalması muhtemel olan kişinin, borçlu bulunmadığının tespitini istemesidir. Menfi tespit davası takipten önce de sonra da açılabilirken, borçtan kurtulma davası ancak itirazın geçici kaldırılması kararından sonra açılabilir.

Depo Şartı, İhtiyati Tedbir ve Borçlunun Hakları

İki davanın borçluya sağladığı korumanın sınırları da birbirinden ayrıdır. İİK m.69/2 uyarınca borçtan kurtulma davasının dinlenebilmesi için borçlunun dava konusu alacağın yüzde on beşini ilk duruşma gününe kadar mahkeme veznesine nakden depo etmesi ya da mahkemece kabul edilecek aynı değerde esham, tahvilat veya banka teminat mektubu vermesi şarttır; aksi hâlde dava reddolunur. Menfi tespit davasında ölçüt ise teminattır ve takibin ne zaman başladığına göre değişir. İİK m.72/2 uyarınca takipten önce açılan menfi tespit davasında mahkeme, gösterilecek teminat karşılığında icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. Buna karşılık takip başladıktan sonra açılan menfi tespit davasında takibin durdurulması yönünde tedbir kararı verilemez; İİK m.72/3'e göre borçlu, gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında yalnızca icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. Bu sınır, uygulamada tedbir taleplerinin reddedilmesinin en yaygın sebebidir.

Yargı Uygulamasında Haksız Takip ve Tazminat

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.04.2018 tarihli 2018/374 E., 2018/943 K. sayılı kararı, ödenmiş bir borç için takibe devam edilmesinin sonuçlarını göstermektedir. Olayda borçlu dosya borcunu haricen ödemiş, alacaklı bunu icra dosyasına bildirmeyerek haciz ve muhafaza işlemlerini sürdürmüştür. Genel Kurul, alacağının tamamını haricen tahsil eden alacaklının yaptırdığı haczi haksız haciz olarak nitelendirmiş, haksız haczin haksız fiil niteliğinde olduğunu ve borçlunun kişilik haklarının zedelendiğini kabul ederek manevi tazminata ilişkin direnme kararını yerinde bulmuştur. Tazminat oranı bakımından Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 02.05.2013 tarihli 2013/3251 E., 2013/7920 K. sayılı kararı yol göstericidir: İİK m.72'deki yüzde yirmi alt sınır 3494 sayılı Kanunla (m.6, 1988) getirilmiştir; 6352 sayılı Kanun bu maddeyi değiştirmemiştir. Borçtan kurtulma davası yönünden ise Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 11.06.2015 tarihli 2015/6421 E., 2015/16366 K. sayılı kararında, süresinde açılan borçtan kurtulma davasının mevcut hacizleri kaldırmayacağını, yalnızca geçici hacizlerin kesin hacze dönüşmesini engelleyeceğini belirtmiştir.

Görevli Mahkeme: Genel Mahkeme mi, İcra Mahkemesi mi?

Her iki dava da icra mahkemesinde değil genel mahkemede görülür. Menfi tespit davası uyuşmazlığın niteliğine göre asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesinde açılır; icra mahkemesinin dar yetkisi borcun esasına ilişkin bir tespit hükmü vermeye elverişli değildir. Borçtan kurtulma davası ise İİK m.69/2 uyarınca takibin yapıldığı yer mahkemesinde ya da alacaklının yerleşim yeri mahkemesinde açılır. Buna karşılık takip işlemlerine yönelik şikâyetler, ödeme emrine itirazlar ile itirazın kaldırılması ve itirazın geçici kaldırılması istemleri icra mahkemesinin görev alanındadır. Ayrım pratikte şöyle özetlenebilir: borcun esasına ilişkin bir tespit isteniyorsa genel mahkeme, icra dairesinin bir işleminin düzeltilmesi isteniyorsa icra mahkemesi devreye girer. Yanlış mercie başvurulması, kısa hak düşürücü sürelerin dolmasına yol açabilir.

Yedi Gün ve Bir Yıl: Kaçırılmaması Gereken Süreler

Borçtan kurtulma davası, itirazın geçici olarak kaldırılması kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde açılmalıdır. Bu süre içinde dava açılmaz veya açılan dava reddedilirse, İİK m.69/3 uyarınca itirazın kaldırılması kararı ve varsa geçici haciz kesinleşir. Menfi tespit davası için kanunda bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir; ancak dava açma imkânı borcun ödenmesiyle sona erer. Borç ödendikten sonra artık menfi tespit değil istirdat davası söz konusudur. İİK m.72/7 uyarınca takibe itiraz etmemiş veya itirazı kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kalan kişi, ödediği parayı ödeme tarihinden itibaren bir sene içinde genel hükümlere göre mahkemeye başvurarak geri isteyebilir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 09.03.2016 tarihli 2015/16306 E., 2016/4284 K. sayılı kararında bu bir yıllık süreyi hak düşürücü süre olarak nitelendirmiş ve sürenin geçmiş olmasına rağmen işin esasına giren yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Önce Hangi Davanın Konusu Olduğunu Saptayın

Borçlu tarafında yapılacak ilk iş, hangi davanın konusu olunduğunu doğru saptamaktır: imzaya itiraz sonrası itirazın geçici kaldırılmasına karar verilmişse yedi günlük borçtan kurtulma süresi, borç ödenmişse bir yıllık istirdat süresi işlemeye başlar. Depo ve teminat kurallarının gözden kaçırılması, esasen haklı olan borçlunun davasını usulden kaybetmesine yol açabilir. MOD HUKUK, Antalya'da icra ve iflas hukuku alanında hukuki danışmanlık vermektedir.

Sık sorulan sorular

Borçtan kurtulma davası açma süresi kaç gündür?

İcra ve İflas Kanunu'nun 69. maddesi uyarınca borçtan kurtulma davası, icra mahkemesinin itirazın geçici olarak kaldırılması kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde açılmalıdır. Bu yedi günlük sürenin kaçırılması hâlinde itirazın kaldırılması kararı ve konulan geçici haciz kesinleşir.

Borçtan kurtulma davasında yüzde on beş teminat şart mıdır?

İcra ve İflas Kanunu'nun 69. maddesinin ikinci fıkrası gereğince borçlunun dava konusu alacağın yüzde on beşini ilk duruşma gününe kadar mahkeme veznesine nakden depo etmesi veya aynı değerde banka teminat mektubu sunması zorunludur. Bu şart yerine getirilmezse dava başka bir inceleme yapılmaksızın usulden reddedilir.

İcra takibi başladıktan sonra menfi tespit davası takibi durdurur mu?

İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinin üçüncü fıkrasına göre icra takibi başladıktan sonra açılan menfi tespit davalarında takibin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilemez. Borçlu ancak alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere teminat göstererek icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini talep edebilir.

İcraya ödenen para hangi davayla ve ne kadar sürede geri istenir?

Borçlu olmadığı bir parayı icra takibi baskısı altında ödeyen kişi İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca istirdat davası açabilir. İstirdat davasının paranın ödendiği tarihten itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde açılması gerekir; bu bir yıllık süre hak düşürücüdür.

Menfi tespit ve borçtan kurtulma davalarında görevli mahkeme hangisidir?

Borcun esasına ilişkin uyuşmazlıklar icra mahkemesinin dar yetkisi kapsamında incelenemez. Bu davalar genel mahkemelerin görev alanına girdiğinden uyuşmazlığın taraflarına ve niteliğine göre asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesinde açılır.

Menfi tespit davasını kaybeden taraf ne kadar tazminat öder?

İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları uyarınca, dava alacaklı lehine sonuçlanırsa alacağını ihtiyati tedbir yüzünden geç alan alacaklının zararı teminattan karşılanır; takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa borçlunun uğradığı zarar alacaklıdan tahsil edilir. Her iki hâlde de takdir edilecek zarar yüzde yirmiden aşağı olamaz.

Kaynaklar

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki mütalaa niteliği taşımaz.