{"slug":"spk-islemlerine-karsi-iptal-ve-tam-yargi-davasi-yatirimci-menfaati-sureler","title":"SPK İşlemlerine Karşı İptal ve Tam Yargı Davası","yazildi":true,"tarih":"2026-10-04","ruSlug":null,"enSlug":null,"guncelleme":"2026-10-23","ozet":["SPK kararlarına karşı idari davalar, 6362 sayılı Kanun m. 134 uyarınca idare mahkemelerinde görülür; fon kuruluşundan tazmin ise adli yargının konusudur.","İptal davası işlemin hukuka uygunluğunu, tam yargı davası ise idari eylem veya işlemden doğan zararın karşılanmasını amaçlar (2577 sayılı Kanun m. 2).","Dava açma süresi kural olarak yazılı bildirimi izleyen günden başlayan 60 gündür; üst makama başvuru süreyi durdurur (m. 7, m. 11).","İdari eylemden doğan zararlarda önce idareye başvuru gerekir: öğrenmeden 1 yıl, eylemden 5 yıl (m. 13).","Danıştay 13. Dairesi kararlarında SPK aleyhine tazminat istemleri, hizmet kusuru ve uygun nedensellik bağı bulunamadığı gerekçesiyle sonuçsuz kalmıştır; bu sonuç her dosya için geçerli değildir."],"sss":[["SPK kararına karşı hangi mahkemede dava açılır?","6362 sayılı Kanun m. 134'e göre Kurul kararlarına karşı açılacak idari davalar idare mahkemelerinde görülür. Tam yargı davasında yetkili mahkeme ise 2577 sayılı Kanun m. 36'ya göre belirlenir; Danıştay 13. Dairesi bir yetki kararında Ankara İdare Mahkemesi'ni yetkili görmüştür."],["Dava açma süresi kaç gündür?","Özel kanunda ayrı süre yoksa idare mahkemelerinde 60 gündür ve yazılı bildirimi izleyen günden başlar (2577 sayılı Kanun m. 7). SPKn m. 134 ayrı bir süre öngörmemektedir; yine de tarihinizi somut dosyada doğrulatın."],["SPK'ya şikâyet başvurusu dava süresini durdurur mu?","Üst makama veya işlemi yapan makama idari dava açma süresi içinde yapılan başvuru, süreyi durdurur (m. 11). SPK'ya yapılan her şikâyetin bu nitelikte sayılıp sayılmayacağı başvurunun içeriğine bağlıdır; bu nedenle süreyi şikâyete güvenerek bekletmek risklidir."],["Zararımı SPK'dan isteyebilir miyim?","İdarenin hizmet kusuru, zarar ve nedensellik bağı ortaya konursa tam yargı davası açılabilir. İdari eylem söz konusuysa önce idareye başvuru yapılmalıdır (m. 13). Danıştay 13. Dairesi'nin incelediğimiz kararlarında bu tür istemler kabul edilmemiştir; sonuç dosyaya göre değişir."],["Dilekçeyle yürütmenin durdurulması istenebilir mi?","Evet. Telafisi güç veya imkânsız zarar ve işlemin açıkça hukuka aykırılığı birlikte aranır (2577 sayılı Kanun m. 27/2). Talebin kabulü garanti değildir."],["Zarar kesinleşmeden SPK aleyhine dava açılırsa reddedilir mi?","Panelde ifade edilen öngörüye göre ortada henüz zarar bulunmadığı gerekçesiyle reddedilebilir. Bu bir mahkeme kararı değil bir konuşmacının görüşüdür. Zararın ne zaman ortaya çıkmış sayılacağı, idareye başvuru ve dava sürelerinin ne zaman işleyeceği somut dosyaya bağlıdır."],["Dava yalnızca SPK'ya mı açılır?","Panelde, davalıları geniş tutmanın tartışma alanını genişleteceği ve mahkemenin husumeti kendiliğinden yönlendirebileceği söylendi. Hangi kurumun davalı gösterileceği olayın niteliğine ve kurumların yetkilerine göre belirlenir; sonuç garanti edilemez."],["İdarenin bağlı yetkiyle kanunu uyguladığı savunması dava hakkını ortadan kaldırır mı?","Panelde bu savunmanın hizmet kusuru sorumluluğunu kendiliğinden kaldırmaması gerektiği söylendi. Mahkemelerin bu savunmayı nasıl değerlendireceğine dair bu incelemede emsal karar okunamadı."]],"tablolar":null,"kaynaklar":[["2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, mevzuat.gov.tr","https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2577&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5"],["6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, mevzuat.gov.tr","https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6362&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5"],["Danıştay 13. Daire, E.2015/2033, K.2021/5352, 27.12.2021","https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/735417100"],["Danıştay 13. Daire, E.2019/2624, K.2024/862, 20.02.2024","https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1124756400"],["Danıştay 13. Daire, E.2021/999, K.2021/1026, 23.03.2021 (yetki)","https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/867388400"],["Danıştay 13. Daire, E.2019/4341, K.2024/863, 20.02.2024","https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1124756500"],["T.C. Anayasası m. 125 ve m. 40, mevzuat.gov.tr","https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2709&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5"]],"desc":"SPK işlemlerine karşı idare mahkemesinde iptal ve tam yargı davası: yatırımcının menfaati, 60 günlük süre, idareye başvuru ve Danıştay kararları, genel bilgi.","category":"Sermaye Piyasası","court":"Tazminat istemlerinde adli yargı, SPK işlem ve eylemlerine karşı idari yargı; suç isnatlarında ceza mahkemeleri görevlidir.","duration":"Haksız fiil tazminatında iki ve on yıllık zamanaşımı (TBK m. 72), idareye başvuruda bir yıllık süre (İYUK m. 13) gözetilmelidir.","related":["fon-zarari-zamanasimi-ve-sureler","17-eylul-fon-talimati-iptal-edildi","saklayici-banka-rolu-fon-tasfiyesi","portfoy-yonetim-sirketinin-sorumlulugu-fon-zarari","tera-portfoy-fonlari-tasfiye-yatirimci-haklari"],"sections":[["SPK işlemi nedir, hangi mahkemeye gidilir?","Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), yatırımcıyı doğrudan etkileyen birçok işlem yapar: bir fonun faaliyetine ilişkin tedbir kararı alır, bir kuruluşa idari para cezası keser, izahname veya ihraç belgesini onaylar, yatırımcının şikâyet başvurusunu sonuçsuz bırakır. Bu işlemlerin hepsi idari işlemdir ve hukuka uygunlukları idari yargıda denetlenebilir. Bu yazı, yatırımcının bu yola ne zaman ve hangi süreyle başvurabileceğini genel çerçevede anlatır.\n\nÖnce yetkili mahkemeyi belirleyelim. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 134. maddesi, Kurul kararlarına karşı açılacak idari davaların idare mahkemelerinde görüleceğini ve bu davalara ilişkin başvuruların acele işlerden sayılacağını söyler. Yani Kurul işlemine karşı yol adli yargı değil, idari yargıdır. Aynı konudaki özel hukuk uyuşmazlığı ise, örneğin fon kuruluşundan zarar tazmini, adli yargının konusudur. Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir. Fon zararında adli yargıdaki süreleri ayrı bir yazıda ele aldık, bu yazı idari yola odaklanır.\n\nKurul'un yetkilerini hangi işlem biçimleriyle kullandığı da önemlidir. Kanunun 128. maddesinin ikinci fıkrasına göre Kurul, yetkilerini düzenleyici işlemler tesis ederek ve özel nitelikli kararlar alarak kullanır. Düzenleyici işlemler (yönetmelik, tebliğ) Resmî Gazete'de yayımlanır. Özel nitelikli kararlar ise belirli bir kişi ya da kuruluşa yönelir ve genellikle bülten, duyuru veya yazı yoluyla ilgililere ulaşır. Dava süresinin ne zaman başlayacağı, bu işlemin hangi yolla duyurulduğuna bağlıdır."],["İptal davası ile tam yargı davası farkı","İdari yargılama usulünün temel kanunu 2577 sayılı Kanun'dur. Bu Kanun'un 2. maddesi iki ana dava türünü ayırır. İptal davası, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu ileri sürülen işlemin ortadan kaldırılmasını amaçlar ve menfaati ihlal edilenler tarafından açılır. Tam yargı davası ise idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılır ve amacı zararın karşılanmasıdır.\n\nBurada anahtar kavram menfaattir. İptal davasında davacıdan mağdur olması değil, işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat bağı kurması beklenir. Yatırımcı açısından bu bağın nasıl kurulacağı somut olaya bağlıdır: yatırımcının kendisine yönelmiş bir işlem (örneğin başvurusunun reddi) ile üçüncü bir kuruluşa yönelmiş bir işlem (örneğin başka bir kuruluşa verilmiş izin ya da onay) aynı ölçüde kolay değerlendirilmez. Üçüncü kişiye yönelik işlemlerde yatırımcının dava ehliyeti tartışma konusu olabilir. Bu konuda doğrudan SPK işlemlerine ilişkin bir emsal karara bu incelemede ulaşılamadığı için, yazıda genel bir sonuç ileri sürülmemiştir.\n\nTam yargı davasında ise üç unsur aranır: idarenin bir işlemi ya da eylemi, bir zarar ve ikisi arasında uygun nedensellik bağı. Hizmet kusuru iddiasında idarenin görevini hiç, geç ya da kötü yerine getirdiği ileri sürülür. Sorumluluk, kural olarak idarenin kendi eylem ve işlemleriyle sınırlıdır. Piyasa riskinin gerçekleşmesinden doğan kayıp ise tek başına idareye yüklenemez. Bu ayrım, aşağıda anlatılan kararlarda da belirleyici olmuştur."],["Süreler: 60 gün, üst makama başvuru ve sessizlik","Dava açma süresi, özel kanunda ayrı bir süre gösterilmedikçe, idare mahkemelerinde altmış gündür (2577 sayılı Kanun m. 7/1). Bu süre idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlar (m. 7/2-a); süreler tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işler ve tatil günleri sürelere dahildir. Sürenin son günü tatile denk gelirse, süre izleyen ilk çalışma gününün bitimine kadar uzar (m. 8). Adli tatile rastlayan sürelere ilişkin ayrı uzatma kuralı da m. 8/3'te yer alır; kendi sürenizin bu hükümden etkilenip etkilenmediğini somut tarihlerle kontrol ettirmek gerekir.\n\nİlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi ilan tarihini izleyen günden başlar. Ancak ilgililer, bu işlemin uygulanması üzerine düzenleyici işlem, uygulanan işlem veya her ikisi aleyhine dava açabilir. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması, ona dayanan işlemin iptaline engel değildir (m. 7/4). Yatırımcı için pratik sonuç şudur: bir tebliğ hükmü yayımlandığı gün süre işlemeye başlamış olsa da, o hükmün kişiye uygulandığı anda yeniden dava açma imkânı doğabilir.\n\nÜst makama başvuru da süre bakımından önemlidir. İdari dava açma süresi içinde, işlemin kaldırılması, geri alınması veya değiştirilmesi üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapan makamdan istenebilir ve bu başvuru işlemekte olan dava açma süresini durdurur (m. 11/1). Otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır; ret hâlinde süre kaldığı yerden yeniden işlemeye başlar ve başvuruya kadar geçen süre hesaba katılır (m. 11/2-3). Süreyi durdurmak için başvurunun süre içinde yapılması ve yapıldığının belgelenebilmesi gerekir.\n\nİdarenin sessiz kalması da bir sonuç doğurur. Yatırımcı, hakkında dava konusu olabilecek bir işlemin yapılmasını idareden isteyebilir; otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır ve otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde dava açılabilir (m. 10/2). Verilen cevap kesin değilse ilgili, kesin cevabı bekleyebilir; ancak bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. SPK'ya yapılan şikâyet başvurusunun uzun süre cevapsız kalması durumunda bu hüküm önem taşır."],["Zarar varsa: işlem mi, eylem mi, miktar artırımı","İdari işlemden zarar doğduğunda iki yol vardır. Birincisi, işlemin iptalini isteyip sonra tam yargı davası açmaktır. İkincisi, doğrudan tam yargı davası açmak ya da iptal ve tam yargı davalarını birlikte açmaktır (m. 12). Önce iptal davası açılmışsa, bu davadaki kararın veya kanun yoluna başvurulursa verilecek kararın tebliğinden ya da işlemin icrası sebebiyle doğan zararlar için icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açılabilir. Aynı maddeye göre ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma hakları da saklıdır.\n\nİdari eylemlerden, yani yazılı bir işleme dayanmayan fiilî davranışlardan haklarının ihlal edildiğini düşünenler ise dava açmadan önce idareye başvurmak zorundadır. Bu başvuru, eylemi yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılmalıdır (m. 13/1). İstek kısmen veya tamamen reddedilirse, ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren; otuz gün içinde cevap verilmezse bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir. Görevli olmayan adli yargı merciine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde, sonradan idari yargıya açılacak davada idareye başvuru şartı aranmaz (m. 13/2).\n\nBu yüzden her somut olayda önce zararın bir işlemden mi yoksa bir eylemden (örneğin denetimde yapılmayan bir faaliyet) mi kaynaklandığı belirlenmelidir. Denetim ve gözetimin gereği gibi yapılmadığı iddiası genellikle idarenin eylemsizliğine ilişkindir ve bu durumda m. 13'teki başvuru şartı gündeme gelir. İdare başvuruyu reddederse, ret işlemi dava konusu yapılır.\n\nTam yargı davasında istenen miktar, dava dilekçesinde belirtilen tutarla bağlı kalınmaksızın, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere nihai karar verilinceye kadar artırılabilir (m. 16/4). Danıştay 13. Dairesi'nin 20.02.2024 tarihli kararında (E.2019/2624, K.2024/862), nihai karardan anlaşılması gerekenin istinaf mahkemesinin kararı olduğu, bu nedenle istinaf kararından sonra temyiz aşamasında miktar artırımının kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu, miktarı baştan ihtiyatla belirleyip sonraki aşamada artırmayı düşünenlerin zamanlamasını doğrudan etkiler."],["Yetkili mahkeme ve Danıştay kararları","Tam yargı davalarında yetkili mahkeme, 2577 sayılı Kanun'un 36. maddesine göre sırasıyla zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili mahkemedir. Danıştay 13. Dairesi, 23.03.2021 tarihli yetki uyuşmazlığı kararında (E.2021/999, K.2021/1026), yatırımcının SPK'nın şirket birleşmesi sürecindeki denetim yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasıyla açtığı tazminat davasında, zarara dayanak gösterilen işlemlerin Kurul tarafından tesis edilmesi nedeniyle Ankara İdare Mahkemesi'nin yetkili olduğuna karar vermiştir. Karar yetki konusundadır, davanın esasına ilişkin bir değerlendirme içermez.\n\nEsasa ilişkin iki karar, yatırımcı zararında idarenin sorumluluğunun sınırlarını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Birincisinde (Danıştay 13. Daire, E.2015/2033, K.2021/5352, 27.12.2021), izinsiz halka arz faaliyeti yürüten bir şirketler grubuna para yatıran kişiler, Kurul'un denetim ve gözetim görevini zamanında ve etkin yerine getirmediği iddiasıyla zararlarının tazminini istemiştir. İlk derece mahkemesi davayı reddetmiş; Danıştay, davanın reddine ilişkin kısımda hukuka aykırılık görmeyerek yalnızca vekâlet ücretini nispî yerine maktu olarak düzeltip kararı onamıştır. Kararda ilk derece mahkemesinin gerekçesi olarak, Kurul'un suç duyurusu, bilgilendirme ve duyuru gibi işlemler yaptığı, yatırımcıların ellerindeki belgelerin hukuken yeterli olmadığı ve idarenin eylemleriyle zarar arasında uygun nedensellik bağı kurulamadığı yer almaktadır.\n\nİkincisinde (Danıştay 13. Daire, E.2019/2624, K.2024/862, 20.02.2024), kaldıraçlı alım satım (foreks) işlemleri nedeniyle zarar gören bir yatırımcı, Kurul'un piyasayı yeterince düzenlemediği ve aracı kurumları zamanında denetlemediği iddiasıyla tazminat istemiştir. İlk derece mahkemesi, Kurul'un düzenleme yaptığını, risk bildirim formunun imzalandığını ve zararın işlemin doğasındaki riskten kaynaklandığını belirterek uygun nedensellik bağı bulunmadığı sonucuna varmış; bölge idare mahkemesi istinaf başvurusunu reddetmiş, Danıştay bölge idare mahkemesi kararını onamıştır.\n\nBu kararlardan çıkan genel tablo şöyle özetlenebilir: idare aleyhine tazminat davasında yalnızca zararın varlığı yetmez, idarenin somut bir hizmet kusuru ve bu kusurla zarar arasındaki bağ ortaya konmalıdır. Aksi hâlde dava reddedilebilir. Bu kararların hiçbiri belirli bir fon tasfiyesine ilişkin değildir ve sonucu benzer davalar için garanti etmez."],["Yürütmeyi durdurma, istinaf ve pratik kontrol listesi","İptal davasında dilekçeyle birlikte yürütmenin durdurulması istenebilir. Dava açılması, kendiliğinden işlemin yürütülmesini durdurmaz (m. 27/1). Mahkeme, işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, gerekçe göstererek yürütmeyi durdurabilir (m. 27/2). Kararlar teminat karşılığında verilir, ancak durumun gereğine göre teminat aranmayabilir (m. 27/6). Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması istenemez (m. 27/10). SPK kararlarına ilişkin başvuruların acele işlerden sayılması (SPKn m. 134) bu aşamada önem taşır.\n\nKanun yolları bakımından, idare ve vergi mahkemesi kararlarına karşı kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Konusu belli bir parasal sınırı geçmeyen tam yargı davaları ve iptal davalarında ilk derece kararı kesindir ve istinaf yolu kapalıdır (m. 45/1). Sınırın güncel tutarı her yıl değiştiği için dava açmadan önce ilgili yıl için doğrulanmalıdır. Ayrıca 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanun ile m. 45'in üçüncü ve beşinci fıkraları değiştirilmiştir; istinaf incelemesinin sonuçları bu güncel metne göre değerlendirilmelidir.\n\nPratik bir kontrol listesi şöyle olabilir: işlemin hangi tarihte ve hangi yolla bildirildiğini belirleyin; Resmî Gazete, bülten veya yazılı bildirim tarihini belgeleyin; altmış günlük süreyi bildirimi izleyen günden başlatarak hesaplayın; üst makama başvuruyorsanız başvurunun tarihini ve cevabını saklayın; zarar iddiası varsa zararı belgeleyin, işlem mi eylem mi olduğunu ayırın ve gerekiyorsa m. 13'teki idareye başvuruyu süresinde yapın. Süre kaçırıldığında dava, süre aşımı nedeniyle esasa girilmeden reddedilebilir. Kendi dosyanızın süre ve dava türü bakımından somut olayda bir avukata danışılarak değerlendirilmesi yararlı olur."],["SPKn m. 97 yetkileri ve 1 Ekim duyurusu için süre hesabı","6362 sayılı Kanun m. 97, mali durumu bozulan sermaye piyasası kurumları bakımından Kurula geniş yetkiler verir: üç ayı geçmemek üzere süre vererek mali yapının güçlendirilmesini istemek, faaliyetleri geçici olarak durdurmak, yetkileri kaldırmak, yatırımcıları tazmin kararı vermek, lisansları iptal etmek ya da imza yetkilerini sınırlamak, yönetim kurulu üyelerini görevden alıp yerlerine atama yapmak, tedricî tasfiyeye karar vermek ve gerektiğinde iflasını istemek (m. 97/1). Dava konusu bir SPK işleminin hangi yetkiye dayandığı, işlemin gerekçesinden ve dosyadan anlaşılır; bu yazı belirli bir işlemin hangi maddeye dayandığını ileri sürmez.\n\nSüre hesabına örnek: İYUK m. 7'ye göre özel kanunda ayrı süre yoksa idare mahkemesinde dava açma süresi altmış gündür ve süre, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlar (m. 7/1-2). Bildirimin 1 Ekim 2026 tarihinde yapıldığı varsayılırsa ilk gün 2 Ekim, altmışıncı gün 30 Kasım 2026 Pazartesi olur. Ancak 1 Ekim tarihli ara ödeme duyurusu kamuya yapılmış bir duyurudur; bu duyurunun kendisinin dava konusu yapılabilecek bir işlem olup olmadığı ve sürenin ne zaman başlayacağı, ilan hükümleri de (m. 7/3-4) gözetilerek somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir. Öğrenme tarihi ve işlemin niteliği belli olmadan bu hesap bağlayıcı sayılmamalıdır. Bu bölüm 7 Ekim 2026 tarihinde mevzuat metniyle karşılaştırılarak eklenmiştir."],["Fon krizinde idareye karşı hizmet kusuru iddiası nasıl kurulur?","22 Ekim 2026 tarihli bir meslek içi eğitim panelinde, idareye karşı açılacak tazminat davasının ana dayanağı denetim görevinin yerine getirilmemesi olarak anlatıldı. Bu anlatımda dava, yazılı bir işleme değil idarenin eylemsizliğine, yani ihmali eyleme dayanır. Anayasa m. 125'in son fıkrası idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu söyler. 2577 sayılı Kanun m. 2/1-b ise idari eylem ve işlemlerden kişisel hakları doğrudan zarar görenlere tam yargı davası açma yolunu gösterir.\n\nPanelde vurgulanan nokta, davanın odağının fonu yöneten kuruluşun ne yaptığından çok idarenin neyi yapmadığı olması gerektiğiydi. Bir konuşmacıya göre bunun için kriz öncesindeki yaklaşık bir yılın anlatılması, idarenin elindeki izleme araçlarının ve yetkilerin somut olarak gösterilmesi ve bu yetkilerin kullanılmadığının belgelenmesi gerekir. Devletin vergi alması gibi genel gerekçelerin hizmet ile zarar arasında çok dolaylı bir bağ bıraktığı, ayrıca verginin herkesten alındığı için karşı tarafın buna itiraz edebileceği de söylendi.\n\nDavalı sayısı için panelde şu görüş dile getirildi: sorumluluk yalnızca Kurul'a yöneltilmeyebilir; piyasa gözetimi ve koordinasyon işlevi olan başka kurumlar da davalı gösterilebilir ve idari yargıda mahkeme husumeti kendiliğinden yönlendirebilir. Davalıları geniş tutmanın mevzuatın ve yetkilerin daha geniş tartışılmasını sağlayacağı savunuldu. Bu bir görüştür, sonucu garanti etmez; davanın reddi hâlinde yargılama gideri ve vekâlet ücreti riski de bulunur."],["Zarar kesinleşmeden tam yargı davası açılırsa ne olur?","Panelde, tasfiye süreci sürerken ve zarar netleşmeden açılacak tam yargı davalarının ortada henüz bir zarar bulunmadığı gerekçesiyle reddedilebileceği öngörüldü. Aynı konuşmacıya göre davanın kısmi açılıp sonradan artırılması muhtemeldir. Mevzuat bunu destekler biçimde, tam yargı davalarında dilekçedeki miktarın harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere nihai karar verilinceye kadar artırılabileceğini söyler (2577 sayılı Kanun m. 16/4). Bu hükmün de nihai karardan neyin anlaşılacağı konusunda Danıştay kararına konu olduğu yukarıda anlatılmıştır.\n\nPanelde iki dava türü ayrıldı. Tasfiye işleminin kendisine, yani Kurul kararına karşı açılacak davada altmış günlük süre işler. Hizmet kusuruna dayanan idari eylem davasında ise önce idareye başvuru gerekir ve zararla idare arasındaki bağ üzerinden ilerlendiği için zararın ortaya çıkması beklenmelidir. Konuşmacı, sürecin ne kadar süreceğinin ve yeni bir kanun çıkıp çıkmayacağının öngörülemediğini, dinleyicileri memnun etmese de beklemek gerekeceğini açıkça söyledi. Bu değerlendirme panel tarihindeki (22 Ekim 2026) durumu yansıtır; sonrasında 7596 sayılı Kanun 27 Ekim 2026 tarihli ve 33413 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.\n\nBurada iki risk vardır. Birincisi, zarar kesinleşmeden açılan davanın esasa girilmeden reddedilmesi ihtimalidir. İkincisi, beklerken idarenin başvuru ve dava süreleri bakımından geç kalındığını savunabilmesidir. Zararın öğrenilme tarihi ve süre konusu fon zararında zamanaşımı ve süreler yazısında ayrıca ele alınmıştır. Hangi tarihin esas alınacağı somut dosyaya bağlıdır ve bir avukatla değerlendirilmelidir."],["Olağan yatırım riski ile olağanüstü zarar ayrımı ve uygun illiyet bağı","Panelde idareye karşı davaların en zor kısmı olarak uygun illiyet bağı gösterildi. Bir konuşmacıya göre idareler her zaman şunu savunur: bu riskli bir yatırımdır, usulsüzlüğü fon yöneticisi yapmıştır, zararı üçüncü kişiler doğurmuştur, bu nedenle idare ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulamaz. Mahkemelerin ret kararlarında da bu eğilimin görüldüğü söylendi. Davacı yönünden önerilen karşı anlatım, zararın herhangi bir yatırımcının karşılaşabileceği olağan finansal risk olmadığı, önlenebilir ve olağanüstü nitelikte olduğudur.\n\nDanıştay kararları bu tartışmanın zorluğunu gösteriyor. Danıştay 13. Daire, 20.02.2024 tarihli kararında (E.2019/4341, K.2024/863) kaldıraçlı alım satım işlemleri nedeniyle zarar gördüğünü ileri süren bir yatırımcının, Kurul'un piyasayı düzenleme ve aracı kurumları denetleme görevini yerine getirmediği iddiasıyla istediği tazminatı reddeden bölge idare mahkemesi kararını onamıştır. Kararda aktarılan ilk derece gerekçesine göre Kurul düzenleme yapmış, hizmet kusuru oluşmamış ve zarara uğrama riski yürütülen faaliyetten soyutlanamamıştır. Panelde de bu tür davaların fon krizi davaları için iyi bir emsal olmadığı, bankacılık sistemine ilişkin davaların ise görece daha kolay olduğu söylendi.\n\nPanelde ayrıca, idarenin özel kanunu uyguladığı ve bağlı yetki içinde kaldığı savunmasının hizmet kusuru sorumluluğunu ortadan kaldırmaması gerektiği görüşü dile getirildi. Bu görüşün mahkemelerde nasıl karşılanacağı bilinmiyor. Genel tablo, idarenin sorumluluğunun ispatının zor, sonucunun belirsiz olduğudur."]]}